Türkiye'de organ nakli bekleyen 33 bin hasta bulunmasına rağmen kadavradan bağış oranları hedeflerin gerisinde kalıyor. Uzmanlar, beyin ölümü hakkındaki yanlış inanışların ve aile içi iletişimsizliğin bağış sürecini olumsuz etkilediğini vurguluyor. e-Devlet üzerinden yapılan bağış beyanlarının artması ise toplumsal farkındalık adına umut verici bir gelişme olarak görülüyor.

Türkiye, canlı vericili organ nakillerinde dünya genelinde başarılı bir grafik çizse de kadavradan nakil konusunda istenen seviyeye ulaşamadı. 2026 yılının ilk 10 ayında 2 bin 78 kişiye beyin ölümü tanısı konulmasına rağmen, bu vakaların sadece 375'inde organ bağışı gerçekleşti. Uzmanlar, her bir bağışın sekiz farklı hayata umut olabileceğini hatırlatarak, mevcut potansiyelin daha etkin kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor.
Organ bağışının önündeki en büyük engellerden biri, toplumda beyin ölümü ile bitkisel hayatın birbirine karıştırılmasıdır. Uzmanlar, beyin ölümünün tıbben ve hukuken kesin bir ölüm hali olduğunu, bu tanının nakil ekiplerinden bağımsız hekimlerce konulduğunu belirtiyor. Ailelerin "ya hastam uyanırsa" endişesiyle bağışa mesafeli durması, binlerce hastanın tedavi şansını zorlaştırıyor.
Sağlık Bakanlığı'nın e-Devlet ve e-Nabız üzerinden başlattığı dijital bağış sistemi, bağışçı sayısında önemli bir artış sağladı. Ancak uzmanlar, dijital beyanın tek başına yeterli olmadığını, bu kararın mutlaka aile bireyleriyle paylaşılması gerektiğini vurguluyor. Türkiye'nin kadavra donör oranını artırarak, organ bekleyen 33 bin hastaya daha fazla yaşam şansı sunması hedefleniyor.